Haytalya Tramisu Ballı Gemici Böreği Şeyh-ûl Mahşî Doyuran Pasta

Şeyh-ûl Mahşî

Ana Yemekler / 29 Haziran 2015

Son Yazılar

Palivor Çiftliği

Bütün arkadaşlarım #gulergeziyor , #guleryollarda etiketi ile ınstagram ve twitter paylaşımlarıma bakıp hep geziyorsun maaşallah diye takılıyorlar. Ben, bana göre çok gezmiyorum ama dışarıdan öyle görünüyorsa buna itirazım da yok açıkçası.

Palivor Çiftliği

Kendimce gezmeyi hak ettiğimi düşünüyorum artık. Zaten bu gezilerin büyük bir kısmı da siz, beni takip edip, yazdıklarıma değer verip okuyan okuyucularım için. Çünkü gittiğim, gördüğüm her yerde bir şey öğreniyorum. Öğrenip, gördüklerimi de sizlerle paylaşıyorum. Neticede hepimiz her yazıda bir şey öğreniyor oluyoruz.

Mesela  Bebek’te yaklaşık bir ay önce hizmete açılan Palivor Çiftliğini duymuş muydunuz? Ben  de yeni öğrendim, şimdi de sizlerle paylaşıyorum.

Bebek’te Manolya Sk. No:9 da sizleri bekliyor. Daha kestirme bir tarif vermek gerekirse, Bebek’te Lucca’ nın sokağına girince hemen solda. Küçük bir mekan. İsterseniz kahvaltı edebiliyor, isterseniz tattığınız ürünleri satın alabiliyorsunuz. İsterseniz de internetten sipariş edebiliyorsunuz. Son derece kaliteli ve lezzetli ürünleri var.

Palivor Çiftliği hakkında biraz bilgi vermek gerekirse; Palivor Çiftliği’nin arkasında, Emre Oral ve Kerem Oral kardeşler bulunuyor. Oral Mimarlık ve İnşaat’ın ortakları olan kardeşler  İstanbul’da mimarlık, inşaat ve gayrımenkul geliştirme alanlarında faaliyet gösteriyorlar.

Trakya’da, Kırklareli ili’nin Demirköy ilçesinde, 1700-1800’lü yıllarda Istranca ormanlarının içerisinde kurulmuş çiftliklerden biri olan Palivor Çiftliği 2011 yılında tarım ve hayvancılık ile ilgili faaliyetlerine başlamış. Palivor Çiftliği, hem çiftlikte kendi ürettiği, hem de Trakya’da ürettirdiği ürünleri ile yöre halkına, ekonomik hayata ve sürdürülebilir kırsal kalkınmaya katkı sağlıyor.

Palivor Çiftliği çok özel bir eko-yaşam projesi olarak gerçekleştirilmiş. Çiftliğin başlangıç fikri, modern hayatın getirdiği imkanlardan yararlanırken, doğadan ve topraktan uzaklaşan hayatı yeniden yakalamak, gelecek nesillere eşsiz bir miras bırakmak. 2011 Avrupa Gayrımenkul Ödüllerinde toplam 6 ödül kazanan çiftlik, doğayla ilgili en güzel etkinliklerin çevreyle dost bir yaşam tarzının benimsendiği bir yer .

Ben tattığım her ürünü gerçekten çok beğendim. Gerçekten son derece lezzetli, arayıp da bulamadığımız türden şeylerdi.Eğer yolunuz düşerse uğrayın derim. Yok oralara kadar gidemem diyorsanız da internet sitesini inceleyip , damağınıza uyan ürünleri sipariş verip tadabilirsiniz.

Bu güzel kahvaltı, güler yüzleri ve sıcacık sohbetleri için Haldun Tüzel’e  ve Özlem Mekik’e teşekkürler.

Sevgiyle…

40 Yaş Cesareti İle

Bugün eşsiz bir gündü benim için. Tavsiye evi sayesinde harika bir insan tanıdım. Armağan Portakal. Enerjisi, kalitesi, pozitifliği ile beni kendine hayran bıraktı. 40Plus ya da 40+ Cesareti altında hayatından kesitler vererek 40 yaşın güzelliğinden bahsetti. Bütün bunları anlatırken de benim gibi onu büyük bir dikkatle dinleyen 40 yaş üzeri hanımlara sizin hikayeniz ve anlatacaklarınız belki de benden daha fazladır dedi.

Sanırım benim de anlatmak istediklerim var ki, bu yazıyı yazmayı ve paylaşmayı çok istekle yapıyorum şu anda.

40 Yaş Cesareti İle

Ben hiç 40 yaş sendromu yaşamadım. Yani aman Allah’ım 40 oldum demedim hiç. Belki de hemen her zaman dediğim gibi yaş takıntım olmamasından kaynaklanıyor bu durum. Panik yaşadığım tek konu hala yapmak istediğim çok şey olması ve buna zamanımın yetip yetmemesi endişesi.

Ben zaten 35 yaşından sonra ben olduğuma ve hayatı bu yaşla tanıdığıma inanıyorum. Çünkü 35 yaşıma kadar ev hanımı olarak evde geçirdim zamanımı. En çok üzülüp pişmanlık duyduğum bir konu da budur. 35 yaşa kadar sanki boşa geçmiş bir zaman. Aslında boşa geçti demek de çok doğru değil. Çünkü Allah’a emanet iki tane aslan gibi evlat büyüttüm. Onlarla bol bol zaman geçirdim. Sonunda onlarla arkadaş oldum.

35 yaşımdan sonra balıklama iş hayatına daldım. Hiç bilmediğim tanımadığım bir sektörde 15 sene çalıştım. En alttan başlayıp, öğrendim, çabaladım. Sınavlara hazırlandım, girdim ve başardım. Hayatı evde oturmakla geçirmenin anlamsızlığını anladım.

Buradan evde oturan hanımları küçümsediğim anlaşılmasın. Ev hanımlığı en zor işlerden biri. Bütün gün hiç oturmadan yapılan ama hiç takdir görmeyen en nankör ve en zor meslek kesinlikle. Çalışan bayanların çalışıyorum diye bir öz güvenle hareket etmesine karşın ev hanımlarına bütün gün ne yaptın diye sorulması çok alçakça bence. Evin işlerinin koordine edilmesi, aile üyelerinin işlerinin kolaylaştırılması ve daha bunun gibi hiç bitmeyen bir sürü iş yükünü sırtında taşır ev hanımı.

Neyse asıl konumuza dönersek 40 yaş insanın kendini keşfettiği, artık çevresinden onay beklemeden, isteklerini uygulayabildiği bir yaş bence. Zaten hep ailenin aykırı ruhlu ve asi çocuğu olduğumdan yapmak istediklerim veya yaptıklarımı çok da şaşırmadan kabul etti tanıyanlarım.

Bunda 2009 yılında blog açarak yazmaya başlamamın da katkısı çok büyük kuşkusuz. Çünkü gerçekten bu bana bir yol açtı. Sayısız insan tanımama ve değişik ortamlara girmeme vesile oldu. 40 yaşıma da, hayatıma da renk kattı yazma hevesim.

Kendimi bir sınıfın içine sokmaktan, bir başlık altında toplamaktan vazgeçtim. Bunu sitemde de hep yazdım. Yola çıkış noktası A ise ben istediğim zaman C’ ye istediğim zaman Z ‘ye uğradım. Bunu istediğim ve sevdiğim için keyifle yaptım

Edindiğim tecrübeler ile daha güzel dostluklar kurdum. Dostlarımın, arkadaşlarımın tecrübelerinden faydalandım. Hatta fotoğrafçılık ve gazetecilik kurslarına gittim.

Beni sıkıntıya sokacak, hoşlanmadığım durumları daha bir rahatlıkla reddedip hayır demeyi, insanları kırmaktan korkarken, asıl önemli olan kısmı kendimi kırmamayı öğrendim.

Aile birliğinin gücünü ve önemini,  kapının önündekiler ve arkasında aynı kaderi paylaşanların birlikteliğinin güzelliğini keşfettim. Bu keşiflerimden çevremdekilere pay çıkardım. Gereksiz baskılardan kurtulduğum gibi, gereksiz baskı uygulamaktan da çevremdekileri kurtardım. Kıskançlığın bir öz güven eksikliği olduğunu anladım.

Gençlerin daha çok önemsenip , dinlenmesi gerektiğine karar verdim. Onların tecrübe eksikliği olsa da, bizden çok ileride olduklarına karar verdim. Arada uçurumlar yaratmamak için empati yeteneğimi geliştirdim. Bilmediğim şeyleri ucundan kıyısından da olsa öğrenme gayreti içinde oldum. Bir öğreti bir dünya kapısı açar diye düşündüm.

Daha bunun gibi sayısız şey sıralayabilirim.Ancak kısa ve öz olarak şunu söyleyebilirim ki; geriye dönüp baktığımda kendimce eksik kalan bir şeyler olmasına rağmen çok şey başardığıma ve başaracağıma inanıyorum. Gücümün sınırlarını biliyorum, yapmak istediklerimin farkındayım ve bunun için hala çabalıyorum.

Kısacası 40+ Cesareti ile diyorum ki kendimi seviyorum ve yaptığım her şeyi onaylıyor ve kendimle gurur duyuyorum. Artık ruhum çok daha özgür.

Sevgiyle….

 

Güler’im Ben

Evet Güler’im ben. Hem adım hem yapım bu. Beklenti de bu. İsim çok önemli. Yeni doğan çocuğa, adıyla yaşasın denir ya. Adım gibi Güler’im ben. Bazen içten kahkahalarla, bazen tebessümle Güler’im ben.Güler'im BenYaşlanmam ben, yaş alırım.Dünya benim etrafımda dönmez ama etrafımda mutluluğum için dönenler var çok şükür.Onlar döndükçe Güler’im ben. İçtenlikle, mutlulukla bazen de hüzünle.

Bugün 1 yaşına bastım. Önümde kocaman bir gelecek bekler beni. Öğrenirim, dinlerim, konuşur ve konuştukça konuşmayı severim ben.Sevmeyi de severim ben.Sevdikçe büyürüm ben.

Doğurduğum, büyütürken büyüdüğüm çocuklarımla Güler’im ben. Babangamla, kahkahalarla Güler’im ben. Gülerken omuzunda ağlar,.dert yanar, şikayetlenir çok severim ben. Tek kız evlat, tek kız kardeş, tek abla olmayı severim ben. O güven duygusunu hissetmeyi de severim ben. Hep ben dediğime bakmayın biz olmayı severim ben.

Çocuk gibi her ilgimi çekene dönerim, yardım etmeyi severim ben. Büyüdükçe hayır demeyi öğreneceksin diyorlar. Öğrenmeyi severim ben.

Samimi olmayı sevdiklerime seviyorum deyip, dokunmayı da severim ben.Sevdikçe sevilmeye inanırım ben.

Gezmeyi, yemek yemeyi, yerine göre içmeyi de severim ben.Gezdikçe gördüklerimi yazmayı severim ben.

Belki de en çok yaşamayı severim ben.

Dediğim gibi kısaca Güler’ im Ben…

Sevgiyle…

 

Ezogelin Çorbası

Bir zamanlar herkesin güzelliğine hayran olduğu Zöhre adında bir kız yaşarmış. Dilden dile dolaşırmış yüzünün güzelliği. Günün birinde yakışıklı bir delikanlı ile değiştirme usulü evlendirilmiş. Birbirlerini sevmişler mi bilmem. Kısa sürmüş evlilikleri. Ayrılmışlar günün birinde. 6 yıl boşanmış bir kadın olarak oturmuş Zöhre kadın. Kimler kimler istemiş, kabul etmemiş kendisi.

Ezogelin Çorbası

Zaman akıp giderken, Suriye’de yaşayan teyzesinin oğlu ile yine değiştirme usulü evlendirilmiş dünya güzeli, bahtsız Zöhre. Yüreğinde vatan hasreti, ailesinin sevgisi içini yaka yaka kaderine razı olmuş. Gitmiş Suriye’nin bir köyünde ki yeni evine.

Bir türlü unutmazmış vatanını, köyünü. Dayanamamış hasrete, ince hastalığa yakalanmış sonunda. Vasiyet etmiş köyümü gören bir noktaya gömün beni diye. Köyünü gören Bozhöyük tepesine defnedilmiş nam-ı diğer Ezo Gelin. Onun adıyla anılır olmuş bu çorba.

Rivayet odur ki, çorbanın içine acılarını, hasretlerini, aşkını sevgisini, yalnızlığını  kattığından lezzetlidir bu çorba. İçeni ihya eder, şifa verir. Uzun yolların, soğuk sabahların iç ısıtanıdır.