Haytalya Tramisu Ballı Gemici Böreği Şeyh-ûl Mahşî Doyuran Pasta

Şeyh-ûl Mahşî

Ana Yemekler / 29 Haziran 2015

Son Yazılar

Reis Gıda ile Yerli Tohumun Önemi

Yılın son günü sizleri bu yıl son kez selamlayıp, iyi dileklerimi sunmak adına buradayım.Seneye görüşürüz bayat esprisini yapmayacağım söz veriyorum. 🙂 Sadece yeni yılın hepimize güzellikler, sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini istiyorum.Kendimizle barışık, kıskançlıkların, kötü duyguların, çelme takmaların uzak olmasını diliyorum.Reis GıdaHayatım boyunca deneyimlediğim ve bildiğim şu ki içiniz nasılsa dışınız da öyle oluyor.Kalbinizde anlayış, sevgi taşıyorsanız bu yüzünüze de, yaşadıklarınızı da yansıyor.Başkaları için düşündüğünüz her şey önce sizi buluyor.O nedenle, iyi düşünelim iyi olsun.

Bu etkinlik, ” Abur Cubura Karnımız Tok” sloganıyla, 12-18 Aralık tarihleri arasında kutlanan Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası nedeniyle Reis Gıda tarafından düzenlenen bir etkinlikti.Son derece bilgilendirici ve faydalı oldu benim için.

Neredeyse hayatını yerli tohum konusuna adamış, bu yola baş, taşın altına da elini koymuş olan Mehmet Reis konu ile ilgili geniş açıklamalar yaptı.

‘Yerli Tohum’ ile üretilen besinlerle beslenildiğinde daha sağlıklı olunacağını ifade eden Mehmet Reis,

“Yerli Tohum ile üretilen besinlerle beslenirsek, daha sağlıklı olacağız. Tohum, tarımın özüdür. Bağımsızlığın temelidir. Atatürk’ün dediği gibi “Üreticilerinden yoksun olan milletler, üretenlerin esiri olur.” Birçok ürünün gen merkezi olan Türkiye, yerli tohumuna sahip çıkarak, zenginliğini ve tarımda bağımsızlığını koruyabilir. Uzmanlar, GDO’lu tohum, kimyasal ilaç, gübreleme ile yapılan tarımsal üretimin, toprağı verimsizleştirdiği ve insan sağlığını tehdit ettiğini ifade etmektedir.

Nitekim bilim insanları, kanser başta olmak üzere birçok hastalığın, ‘yerli tohum’dan üretilen gıda ürünleriyle önlenebileceğini belirtmektedir. Ülke genelinde, yerli tohum uygulamasını arttırmayız. Asırlar boyu üretilen geleneksel yerli tohumlarımızı toplayarak ve tohum bankasında saklayarak, gelecek kuşaklara aktarmalıyız.

Bereketli vatan topraklarımızda üretilecek olan doğal ürünleri tüketmek, hepimizin hakkıdır. Masalarda, Sizler için ‘çeyiz sandığında saklanacak tohumlardan’ oluşan bir demeti hazırladık. İçerisine, 12 bin yıllık siyez bulguru olmak üzere çeşitli tohumları koyduk. Örneğin Reis Gıda olarak, Taşköprü Sarımsağının standardı bozulmadan, gelecek nesillere ulaşabilmesi için TÜBİTAK ve Kastamonu Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli üniversitelerle işbirliği yapıyoruz.

İyi Tarım Uygulamalarına göre, üretimin nasıl yapılacağı ve sağlayacağı faydaları, çiftçilerimize aktararak, İyi Tarım Uygulamalarının yaygınlaşmasını amaçlıyoruz. Bildiğiniz üzere, yüzyılımızın en büyük tehditlerinden birisi de ‘Kuraklık’tır. Kuraklığa karşı, dayanıklı yerli tohumlarımızı hazırlamalıyız” diye konuştu.

Obeziteye dikkat çekerek, ebeveynlerin, çocuklarına örnek olarak, aile sofralarına daha fazla önem vermeleri gerektiğini de sözlerine ekledi.

İşte benim de hep savunduğum gibi, evde masa başında akşamları tüm ailenin toplu halde sohbet eşliğinde yemek yemesi ruha iyi geldiği gibi, bünyeye de faydalı bir olay.Böylece hem  manevi paylaşım sağlayıp aile olmanın önemini öğretmiş  hem de evde pişmiş mis gibi sağlıklı yemekler ile vücudu sevindirmiş oluyoruz.

Ben 2014 yılına veda ederken hakkımı helal ettim herkese, üzerimde hakkı olan herkes de helal etsin ki, güzel bir başlangıç yapalım.Sevgi ve sağlık hep yanımızda olsun.Çünkü onlar varsa gerisi geliyor.

Seneye görüşürüz. 🙂  🙂  ( Sözler bozulmak içindir bazen)

Sevgiyle…..

Karanlıkta Diyalog

Bugün müthiş bir deneyim yaşadım.Yaşarken de ağladım. Evet tam 90 dakika boyunca karanlıkta İstanbul’da ağlayarak yürüdüm.Niye ağladım ben de bilmiyorum.Cevabım yok bu soruya.Belki o anda ki farkındalığıma belki de görebildiğim her şeye ağladım.Hazır mısınız? Bu benim için özel, sizin için uzun bir yazı olacak.Karanlıkta DiyalogSize bu yazımda Karanlıkta Diyalog projesini anlatacağım.Duydunuz mu, gittiniz mi bilmiyorum.Dünya üzerinde 135 kentte 8 milyondan fazla insana dokunmuş bir diyalog deneyimi. Dokunmuş diyorum çünkü orada, o karanlığın içinde yaşanan gerçek bir diyalog bu.Gerçek bir dokunuş, gerçek bir deneyim.

Gördüğünüz her şeyi unutun.5. duyunuzu hayatınızdan çıkarın.Bu deneyim boyunca sadece 4 duyunuz var.Koku alma, dokunma, işitme ve tatma.

Hiç ışık yok, gözünüz açık ama görmüyorsunuz.Gerçek olan tek şey aldığınız kokular, duyduğunuz sesler ve dokunduklarınız.Görürken, görmenin ardında, gölgede kalmış her duyunuz bir anda harekete geçiyor veya siz onların değerini ve önemini daha iyi anlıyor ve kullanmaya başlıyorsunuz.

Yanınızdakini kokusundan tanıyıp, nesnelere dokunarak yolunuzu bulduğunuz hayatınız boyunca unutmayacağınız, yaşayabileceğiniz olağanüstü bir deneyim.90 dakikalık bir İstanbul turu.İçerisinde günlük hayatta pek çok kez yaptığımız ama yaparken farkına varmadığımız, görüp de gördüklerimizi farketmediğimiz pek çok şey olan bir farkındalık sergisi Karanlıkta Diyalog.

Evet görmenin değerini öğretirken, görmemenin nasıl bir iç zenginliğine neden olduğunu o 90 dakika boyunca kafamıza mıh gibi çakıyor, görme engelli rehberimiz.Bu karanlığın içinde tek güvendiğiniz kullanmasını beceremeseniz de girişte elinize verilen baston ve gerçekten görme engelli rehberiniz.Daha ilk girişte, karanlığa adım atmadan önce korkup vazgeçiyorum. Yani kafadan bir pes ediş benim ki.Yapamayacağım, içeri giremeyeceğim diye arkamı dönüp çıkmak isterken geri döndürülüyorum Bebe Mühendisim tarafından.Haydi yürü diyor, devam et lütfen.

Karanlığa ilk adım atışımızda o yumuşacık, sevecen ve neşeli sesiyle kendini tanıtıyor Engin Bey.Bu serüvende ki rehberimiz, 41 yaşında 2006 yılından beri görmeyen ama sesi ve yaşam enerjisi ile bizleri kendine hayran bırakan 90 dakikalık karanlıkta ki yol arkadaşımız.

Karanlıkta Diyalog

Karanlığın içerisinde elimizde baston, rehberimizin kimi zaman sesi, kimi zaman tuttuğumuz eli eşliğinde, parkta bir bankta oturuyoruz.Belki de daha önce hepsi birbirine karışan farketmediğimiz her sesi ayrı ayrı duyup, seçip farkederek.Ağaçlara dokunuyoruz, yapraklarını hissediyoruz.Daha önce gördüğümüz pek çok şeyi dokunarak keşfediyoruz.

Trafiğin içerisinde karşıdan karşıya geçip, bir manav tezgahına yanaşıyoruz.Her tür sebzeye dokunup, dokularını ve kokularını farkediyoruz.İstiklal caddesinin sesleri eşliğinde, tramvaya binmeyi deneyimliyoruz.Teknede yüzümüze vuran rüzgarın ve martıların sesi eşliğinde yolculuk yapıyoruz.

Bu yaşımızda belki de ilk kez dokunarak harfleri tanıyor ve braille alfabesi ile eşleştiriyoruz.Altı nokta mantığını öğreniyoruz.İşte böyle bir diyalog yaşıyoruz karanlıkta.

Bütün bunları yaparken emin olun farklı bir insan oluyorsunuz.Yanınızdakilerin tek öne çıkan yanlarının insan olmaları olduğunu anlıyorsunuz.Ne üzerlerinde ki giysiler, ne saç, ne makyaj önemli değil.Statü yok, görsellik yok sadece sesler ve kokular.90 dakikanın temeli ve zemini olan 4 duyu tek önemli olan ve sizi uyaran.

Bizim zorlanarak çok korkarak, yürümeyi yeni öğrenmiş çocuk ürkekliğinde ki adımlarımıza bazen gülerek büyük bir coşku ve enerjiyle eşlik ediyor Engin Bey.90 dakika boyunca misafir olduğumuz o karanlık dünyada yanımızdan bazen koşarak geçip, bazen tuttuğu elimizle bizleri de koşturarak yürüten ve unuttuğumuz belki de farkında olmadığımız pek çok şeyi hatırlatıyor bize.Belki de ondandır bilmem yaşadığım bu deneyim için omuzunda hıçkıra hıçkıra ağlıyorum Engin Grantepe’ nin.Elimde değil  onun bu kabullenişi, yaşam enerjisi utandırıyor beni.Üzülüp dertlendiklerimden utanıyorum belki de.

En sonunda ulaştığımız cafede yine karanlık içerisinde soluklanıp, oturduğumuz minderler üzerinde çayımızı yudumlarken, sohbet ediyoruz, birbirimizi görmeden deneyimlediğimiz müthiş yolculuğun kritiğini yaparken, bir kaç dakika sonra ışığa kavuşup yeniden görebilecek olmanın huzuru ve rahatlığı rahatsız ediyor beni.Biz bu karanlıktan çıkıp uzaklaşacağız ama ya hep o karanlıkta olanlar.

Engin Grantepe, görme engellilerin yaşadıkları zorluklardan bahsediyor.En çok zorlandıkları konunun çevre değil insan kaynaklı olduğunu söylüyor.Yanlış park etmiş araçlar, görme engelli arkadaşların hayatını kolaylaştırmak adına yapılan hani o kabartmalı sarı bantlar üzerine park etmiş araçlar.

Toplu taşıma araçlarını kullanırken yaşadıkları zorluklardan söz ediyor.Binecekleri araçların numarasını görmediklerinden yardım istedikleri insanların duyarsızlığı sonucu saatlerce durakta otobüs beklediğini anlatıyor.

Fakat kapanışı şöyle yapıyor.Görmemek zor tabii hem de çok zor ama dünyada ki en mutlu insanlar görme engelliler belki de diyor.Çünkü her şey sizin görmek istediğiniz şekilde ve renkte.Sadece hayal edin ve hissedin.

Karanlıkta Diyalog sergisi Gayrettepe Metrosunda Mart ayına kadar bu eşsiz deneyim için sizleri bekliyor.Tek amaç farkındalık yaratıp bunun pek çok insana ulaşmasını sağlamak.

Hafta içi ve Cumartesi günü saat 10:00 itibari ile başlayıp 19:00 a kadar

Pazar günleri 12:00 itibari ile başlıyor seanslar.

Saat 17:30 a kadar yarım saatte bir 17:30 dan sonra 15 dakika aralıklarla gerçekleşiyor.

Saat 18:00 e kadar olan seanslar 90 dakika 18:00 ile 19:00 arası seanslar 75 dakika.

Biletler tam 28 TL öğrenci, 65 yaş üzeri ve engelliler için 19 TL.Biletleri biletixden alabildiğiniz gibi, Karanlıkta Diyalog gişesinden de alabilirsiniz.

Sergiye mutlaka gidin, hayatınızın deneyimini yaşayın derim.Giderken en sade ve rahat giysileri tercih edin.İçeri girerken telefon, çanta, ışık verip, ses çıkaran her tür şey yasak.Anahtarlı dolaplar var.Girerken her şeyinizi oraya koyup kilitliyorsunuz.

Şükür ve farkındalık önemli unutmayın, zor dediğimiz şu hayatta gerçek zorlukları omuzlarında taşıyanlar için biraz yardımcı olmak onlar kadar bizleri de mutlu edecek bir durum.

Sevgiyle…

Lav ile Yeni bir Cam Yeni bir Heyecan

Yıkana yıkana çizilen, buğulu hale dönüşen bardak ve tabaklarınızı ne yapıyorsunuz? Kullanmaya devam ediyor musunuz yoksa kazayla kırılıyorlar mı? 🙂Yeni bir cam yeni bir heyecan

Lav’ın tv de dönen reklamını mutlaka izlemişsinizdir.Reklam ilk dönmeye başladığında, bizim erkek egemen ev halkı, reklamı gördüğünde hararetle beni salona çağırmıştı.Bak bak aynı sen diye.Çünkü reklamda bardaklar yenilerine yer açmak amacıyla hep kazayla 🙂 kırılıyordu.

Ne tesadüftür ki benim eski bardaklarım da bulaşık makinesinden hep kırık çıkıyor ve istemeden de olsa atmak zorunda kalıyordum.

Daha önce ki bir yazımda da paylaştığım gibi kullandığım her şeye güçlü bir duyguyla bağlıyımdır.İşlevini tamamlayıp ömrü dolanları da helalleşmeden atamam. Neticede bir birliktelik ve hizmet söz konusu.

Aslında kaç günlük dünya, insanların öldüğü bir dünyada bir eşyaya bağımlı olmak çok yanlış ancak bu eskilerin öğrettiği bir tutumluluk hali.Rahmetli Annem, eskisi olmayanın yenisi olmaz derdi.Ama eli ve bünyeyi alıştırmakla ilgili bir durum.

Küçük bir örnek vermek gerekirse, durumumu daha iyi anlatmak mümkün olacak sanırım.Bulaşık makinemin açma kapama düğmesinin yayı bozulmuştu.Çalıştırırken düğmenin arasına çay kaşığının sapını sıkıştırdığımda sorunsuz yıkıyordu ama.Sonunda servis çağırdım.Gelen servis makinelerin yedek parçalarının 10 yıl süreyle üretildiğini ve bu parçanın yedeğinin olmadığını söyledi.

Eee  şimdi bir yay bozuldu diye koca makineyi çöpe mi atayım dedim.Adam ne dese beğenirsiniz? Abla herkes senin gibi uzun yıllar kullansa biz ne satacağız, evet aynen böyle dedi.İşte o gün evet dedim doğru, sıkma kendini eskileri enerjileriyle çıkar hayatından yenilere yer aç.
Yeni bir cam yeni bir heyecan

Geçen hafta aldığım Lav davetinde, aldığım kararda ne kadar haklı olduğumu bir kere daha anladım. Yeni bir cam yeni bir heyecan mottosuyla atağa kalkan Lav’ın harika etkinliğinden fotoğrafları sosyal medya hesaplarımda paylaşmıştım.Takip eden arkadaşlar görmüştür.

Son derece düzgün organize edilmiş, katılan arkadaşların tümünün keyif aldığı rengarenk bir geceydi.Mimar Selim Yuhay’ın enerjisi ile gece daha da bir renklendi. Lav’ın yeni ürünlerini, eşsiz tasarımlarını gördük.Hani bardaktan bahsettiğime bakmayın Lav’ın 3500 çeşit ürünü olduğunu öğrenince çok şaşırdım.Çorba kasesinden, saklama kaplarına küçüklü büyüklü, dantelli nakışlı bardaklar birbirinden güzel ve alımlıydı.Tabii ki cam yani şeffaf, hijyen ve sağlıklı ürünler.

Kütahya’da bulunan iki adet fabrikasında her yıl 700 milyon adet cam ürün üreten firma, 17 bin satış noktasından bu ürünleri hepimizin beğenisine sunuyormuş.

Etkinliğin çok şık bir mekanda rengarenk Lav ürünleri ile çevrili bir atmosferde gerçekleştirilmiş olması da ürünleri incelememiz adına iyi bir fırsat oldu bizler için.

Küçük detaylarla, şık bir atmosfer oluşturulabileceğine dair ip uçlarına da yer verilmişti.Örneğin küçük likör kadehlerinin içerisine sıvı mumlar konulmuştu.Böylece minik kadehler şık birer mumluk olmuştu.Şarap kadehlerinin şekline hayran kaldım zaten.

Kıssadan hisse eskiyen tabak, çanak ve bardaklarınızı raflardan indirme zamanı bence. Lav’ın geniş ürün yelpazesinden hem kendinize hem de yeni yıl için sevdiklerinize uygun ürünlere göz atma zamanıdır.

Yeni yıl için bana hediye almayı düşünen varsa 🙂 Lav’ın dantel desenli bardak takımlarını alabilir mesala.Bu da dip not olarak burada dursun.

Sevgiyle….

Maggi ile Lezzete Yolculuk

İnsanlara en sevdiğiniz aktiviteleri sayın desek eminim bir çoğunun saydıkları arasında yemek ve gezmek olacaktır. Düşünsenize kim sevmez ki? Hem gezecek görmediğiniz yerleri göreceksiniz hem de türlü türlü lezzetlerle tanışacaksınız. Ben isterdim doğrusu. Neyi mi ? Mutfak Sırları Nilay’ın yaptığını yapmayı 🙂

Bu arada yanlış da anlaşılmasın  Nilay,  blogcular arasında samimiyetine en güvendiğim isimlerin başında gelir. Kimseyle uğraşmaz işine bakar. İşini de hakkıyla en güzel şekilde yapar.

Maggi İle Lezzete Yolculuk

Efendim gelelim asıl konumuza, Maggi lezzete yolculuk başlattı eminim duymuşsunuzdur. Yurtdışında 4 blogcu ile yapılan bu proje bizim ülkemizde de Mutfak Sırları  ile başlamış oldu.

Konya, Kayseri ve Denizli şu ana kadar gidilen iller. Videoları izlerseniz eminim benim gibi siz de keyif alacaksınız. Çünkü ekip, bu projeyi son derece samimi ve eğlenceli bir biçimde hayata geçirmiş. Türkiye’yi il il gezip, her ilin lezzetlerini tanıtmak belki de kaybolmaya yüz tutmuş yemekleri canlandırmak için harika bir proje.Aynı zamanda bana göre kültürel bir hizmet.

Yabancılar 3-5 tane yemeği, tarihi eseri tüm dünyaya duyururken bizim eşsiz kültürümüz, tarihimiz, yemeklerimiz bir hazine değerinde. Düşünsenize her ilin yemek kültürü var, her yörenin kendi malzemeleri ve tarifleri.

Maggi ile Lezzete YolculukVallahi ben dinlerken bile çok heyecanlandım.Toplantıda kısa bir beyin fırtınası da yaptık.Nerelere gidilmeli diye.Pek çok fikir ve öneri vardı katılan arkadaşlardan.

Maggi ile Lezzete Yolculuk

Bu arada organizasyon seçilen yer anlamında da, sergilenen aktivite anlamında da mükemmeldi.Kısa da olsa sergilenen Ebru Sanatı oldukça ilgi çekti.Diyorum ya biz çok ama çok zengin bir ülkeyiz.Ama tabii değerini bilenler için.

İlk video ile şimdilik sevgiyle kalın diyorum.Ama mutlaka takipte kalın.Eminim çok hoş tarifler öğrenip, çok güzel videolar izleyeceğiz.Allah yollarını açık etsin.

Yukarıda ki fotoğrafta Maggi’nin sosyal medya hesaplarından çok daha fazlasına ulaşabilirsiniz.

Sevgiyle…